Yaşlı adam, içerinin çürümüş havasını dışarı atmak istedi. İçinde sonsuza kadar kimsenin dönüp de bakmayacağı zibilyon tane dosya bulunan arşiv kolisini güçlükle de olsa kaldırdı. Kolinin altı öyle çok tozluydu ki, yaşlı adam bu kolinin otuz senedir o köşede duruyor olabileceğini düşündü. Daracık kulübenin içinde zorlukla arkasına döndü. -bu arada masadan kalemliği ve klavyeyi yere düşürmüştü- Koliyi usulca kapının önüne bıraktı. Ellerinde kalan toz birikintisinden kurtulabilmek için ellerini önce birbirlerine sonra da dizlerine vurdu. Pislikten kurtulmak kolay değildi. Nitekim yine öyle oldu. Yaşlı adam ellerini dizlerine vurdukça açığa çıkan toz zerrecikleri yer çekimine meydan okuyarak havaya fırladı. Yaşlı adamın burnuna, gözlerine ve ağzına doldu. Yaşlı adam öksürdü ve öksürdü.
Sıcak su hazırlamak için su ısıtıcısının fişini takmaya hazırlanan yaşlı adam -bu sırada öksürüğü durmuştu- kolinin fayans zeminde sürüklenme ve hemen ardından kapının yavaşça kapanma sesini duydu. Fizik! Hayatı boyunca nefret ettiği -bir o kadar da saygı duyduğu- bu meret yine başının etini yiyecekti herhalde!
Neyse ki, dirayeti sağlam bir herif olup çıkmıştı yaşlı adam. O aptal kutunun -nesnelere aptal demekten utanıyordu- başına açtığı işler; evet, kötüydü. Yine de daha kötülerini görmüştü yaşlı adam. Daha çok sinirli olduğu anlar olmuştu. Hem, şimdi sinirli bile değildi, sakindi!
Kutunun üzerine koyabileceği başka bir ağır nesne ararken, gözü metal çöp kutusuna ilişti. İçinde ki çöpler yaklaşık üç-dört günlüktü ve kapağı açılınca -her çöp kutusunun bir kapağı olmalıydı- ortaya deli gibi bir koku yayıyordu. Yine de, burnundan hava akışını bir süreliğine engelleyerek çöp kutusuna uzanabildi. Onu da zorlanarak kaldırdı. Kolinin üzerine bıraktı.
Lanet olsun! Evet, bu kelimeyi kullanmayı yıllar önce bırakmı.. Lanet olsun! Kapıyı tekrar açmayı unutmuştu işte. Bazen hep böyle olduğu olurdu. Aptallığı tutardı işte, dahası değil. Aptallığı tutardı ve lanet kapıyı açmayı bile beceremezdi. Daha doğrusu unuturdu! Beceremese neyse, o yaşlılık haliydi de, unutması..
Yaşlı adamın içine -gerçekten içine mi?- korkunç bir hüzün çöktü. Zira unutmak da, olsa olsa bir yaşlılık işi olurdu. Gerçi bazen herkesin bir şeyleri unuttuğu olurdu ama.. Lafı daha fazla uzatmaya gerek yok! Yaşlı adam, yaşlılığını bile unutmaya başlamıştı.
İşte bu en fenasıydı!
Çöp kutusunu hemen ayaklarının dibine bıraktı yaşlı adam. Ne çok şey düşünmüştü ama! Hakikaten fazla düşünmüştü. Bu iyi miydi yoksa değil miydi bilmiyordu ama umurunda da değildi. Önemsiz bir meseleydi zaten. 'Of, hatırla! Sen yaşlı olduğunu bile unut..'
Kapıyı metanetle geriye doğru çekti yaşlı adam. Öyle güçlü çekti ki, ancak metalin metale çarpmasıyla çıkan 'güm' sesini duyunca kendini durdurabildi. Sonra da az ötede duran koliyi ayağıyla beriye doğru, yeniden kapının önüne kaydırmaya başladı.
Yaklaşık yetmiş derecelik bir açıyla -ve delicesine bir bel ağrısıyla!- arkasına döndü. Ayağını halen kapının kapanmaması için kutunun üzerine bastırıyordu. Metal çöp kutusunu sürükleyerek kapıya yaklaştırmaya başladı ki 'VE AL SANA YENİ BİR SORUN DAHA!'
Metal, metal, metal.. Her boktan nesne metaldi sanki burada! Metaller Cehennemindeydi sanki! Of, gerizekalı metaller hangi işe yaramaz lakırdı var gider onu bulur ve ancak böyle yaşlı adamlarla uğraşırdı. Evet evet, o gereksizler ordusu yaşlı adamlarla uğraşmaya bayılırdı! Ne büyük pislikti bu ama! Hiç!
Yeni sorun şuydu. Yaşlı adam, o daracık kulübenin içinde öyle bir halde duruyordu ki -bir ayağı yaklaşık yetmiş metre ötede ki lanet bir kolinin içinde, diğeri anca masaya yaslanarak ayakta kalabiliyor- o aptal çöp tenekesinin yaşlı adamın altından geçip gitme imkanı yoktu. Yani ancak yaşlı adam masaya dayadığı ayağını kaldırırsa, çöp tenekesi o koca boğazı aşabilirdi. -Evet boğaz! Lanet, kocaman, devasa bir boğaz!-
Ayağını kolinin içinden dikkatle çekti yaşlı adam. Ve derince bir nefes aldı. İçine öyle çok hava almıştı ki, neredeyse kulübenin içinde ki tüm hava bitmişti. -Neyse ki kapı açıktı- Dahası, o kadar çok havadan patlayabilirdi de! Kötü iş doğrusu. Yaşlı adam içine çektiği hava yüzünden az kalsın pat-la-ya-cak-tı! Yıllardır herkesin onu patlatmak için uğraştığını görmüştü ve yine, yine..
Masaya dayadığı ayağını diğerinin yanına koyarak ovalamaya başladı yaşlı adam. İkisi de bayağı acımıştı. İki eski bacaktı sonuçta. Yani elbette acıyacaktı. Acıması gerekliydi. 'Tüm bu lakırdıları kes ve işine bak, haydi!' diye kendi kendine konuştu sonra da. En iyisi çöp kutusunu alta alayım diye düşündü.
Koliyi bu kez ters köşeye itti yaşlı adam. Ve bunu yaparken hiç zorlanmadı. -ona kapı da mı destek çıkıyordu? Neyse, bunun hiçbir önemi yoktu- Sonra hemen yanı başında duran çöp kutusunu sakince kavradı. Ve yine sakince ittirmeye başladı. Ancak bu sefer bir aptallık daha yapmamak için sıkı sıkıya düşündü ve çöp tenekesini kapının dibine kadar itmemesinin en iyisi olacağını düşündü. Sonuçta kapıyı yeniden açması gerekiyordu. Değil mi?
Parlak bir fikrin ürünü olarak kapıyı yavaşça açtı. Çöp kutusunu kapının önüne yerleştirdi. Belki de bu kapının tekrar kapanmaması için yeterliydi ama.. Hayır değildi. Değildi işte!
Kolinin yanına gitti. Onu sanki küçük bir bebeği kucaklayacakmış gibi nazikçe kavradı. Usulca havaya kaldırdı ve.. PAT!
Eskimiş kolinin altı lanet bir baraj kapağıymışçasına açıldı. İçinde ki envai çeşit dosya suların barajdan hunharca boşalımını andırarak gecenin zifiri karanlığına dağıldı.
Yaşlı adam gülümsedi.
Yaşlı kulübesine geri döndü. Ve kapıyı örttü.
İçeride ki çürümüş hava temizlenmişti.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder