bir meyhane
ya da barda. otururuz bir masaya. yok yok, şu söylediğin yerde olur. bilmemne
belediyesi yazılı bank var ya. doldururuz kadehlerimizi. seninle içerim ilk
rakımı böylece. anlatmaya başlarız konuşmadan. savaşları savaştırırız. bu daha
büyük, bunda daha fazlası öldü. çocuklardan bahsederiz elbet. çocuklardan ve
çıplak ayaklardan. açlığa geçeriz sonra. yine çocuklardan bahsederiz. onlar da
olmasa tanımlayamayız felaketin büyüklüğünü. tüm açlığımıza kadeh kaldırırız.
biraz kadınlardan bahsederiz. feminizmi tanımlarız elbet. erkeğiz ya?
anlamayız. kadın demişken tecavüze geçeriz. pedofili, zoofili, nekrofiliyi buluruz
sözlükten. utanarak sorarız -sence zevkli oluyor mudur? belki edepsiz hikayeler
anlatırız burda. neyse neyse. ineklerden bahsetmedik. veganizmi tartışırız. bir
yudum içeriz kadehimizden. beyaz peyniri bırakırız artık. inekleri anmışken
otlara da geçeriz. ağaçlar dikeriz, çiçekler sularız, apartmanlar deviririz. bi
ara tanrıya geçeriz, anlatacak bir şey bulamayınca başka konu ararız. masonları
suçlarız. doları, doların yeşilini, komploları, teorileri, komplo teorilerini,
amerikalıları ve amerikanları. sonra şehirlerden bahsederiz, şu hep yaşamak
istediklerimizden. art nouveau’dan,
atina’dan, atina demişken enburrie’den ve simgelerden. küçük deniz
kızına yeni kafa hediye ederiz. kırmızı
boyalarını carlsbergle sileriz. eiffel’in dünyanın penisi olduğunu düşünüp
dalga geçeriz küçüklüğüyle. sonra… sonra şeylerden bahsederiz. (sen çokça
utanırsın elbet) ölümden, uyuşturucudan,
aidsden, oral sexten, edepsiz oyuncaklardan, pornolardan. beyazın
masumluğundan; spermin beyazlığından. buluruz işte bi şeyler. şarkılardan
bahsederiz, avangart ilahiler söyleriz. sen bir şeyler çalarsın belki. sessizleşiriz.
yine ayın 28’i olduğunu fark ederiz.