?

?

2 Aralık 2015 Çarşamba

Dün Bugün Bitti, Yarın Bugün Başlayacak.

 Gece güzeldi. Gece hep güzel olurdu ve bugün de o hep’likten bir gündü. Hep, hep güzeldi. Gece hep’ti. Hep de, gece de  güzeldi. Gece hep’ti…

 Yaşlı otopark görevlisi, gecenin derin sessizliğini ritmik şekilde bölen ağır adımlarıyla, bütün bir geceyi geçireceği görevli kulübesine doğru yaklaştı. İleriden yaşlı kavak ağaçlarını yalayıp geçen rüzgarın elzem sesi geliyordu. Elzemdi, çünkü bu yaşadığına bir işaretti. Yaşlı adam bunu yıllar içinde anlayabilmişti. 
Nihayetinde, kulübeye birkaç adımlık yolu kalmışken durakladı. Boynunu doksan derece geri gidecek şekilde oynattı, gözlerini göğe; oranın uçsuz bucaksızlığında kavrulan yıldızlara dikti. Ruhu o her zaman ki tuhaf hale büründü. Asteroid b-612’yi, her gün temizlenmesi gereken üç küçük yanardağı ve evcilleştirilmesi muhakkak olan gülü düşündü.
  Yıllarca baobap ağaçlarıyla boğuştuktan sonra, artık kendi ruhunu evcilleştirebilmiş olduğunu düşündü. Ve gülümsedi.

 Dışarıda hava o kadar soğuktu ki, kulübenin camına parmaklarını vururken, sanki koca birer buz dağına dokunmuştu. Değil camlar, cebinin kuytu ve ıssız köşesinden çıkardığı anahtarları bile buz kesmişti. Hava öyle soğuktu yani. Buz gibiydi.
  Anahtarlarını mükemmel bir birlikteliğin bozulmaz düzenine vakıf olarak kilite soktu. O soğuk anahtarları bir an önce bırakmak istediğinden, hızlıca döndürdü ve kapı gıcırdayarak açıldı.
  İlk an da burnuna içerinin çürümüş kokusu vursa da, yine de ‘İyi geceler!’ demekten kendini alamadı. Sonuçta, içeride ki genç arkadaşı, özgür ruhuna vurulan bir darbe olarak yedi-sekiz saattir bu kapalı kutunun içindeydi, birazdan da bu çürümüş havadan kurtulacak; evine ve güzel karısına doğru yola koyulacaktı.
 Dolayısıyla mutluluğuna herhangi bir pranga vurulmaması gerekliydi genç dostunun. Bu, yaşlı otopark görevlisinin ruhunu evcilleştirmesi sonucu elde ettiği müthiş bir yetenekti.
  Genç, solmuş yüz rengi ve sıkılmış ifadesiyle ‘İyi geceler.’ dedi. Masanın üzerinde ki eşyalarını çoktan toplamış, ayakkabılarını tekrar ayağına geçirmişti -para biriktirdiği için kendine yeni ayakkabılar alamıyordu; eski ayakkabıları ise ayağını sıkmaktaydı-
  Genç, yırtık deri çantası ve güzel karısının ördüğü eski püskü bereyi elinde tutarak dışarı çıktı. Saatlerdir bulunduğu sıcak -ama çürümüş!- ortamdan bu alaca soğuğa -ve pürüzsüz temizliğe!- çıkmak, vücudunda istemsiz birkaç değişikliğe yol açmıştı. Mesela yüzünün solgun rengi koyu bir kırmızıya dönmüş, burnu taze bir pancar kadar kızarmıştı. Elleri öfkeli okyanuslar kadar kötü titremeye başlamış, gözlerinden biri hafifçe yaşarmıştı..    
Onun bu tuhaf halini gören yaşlı otopark görevlisi, sırtındaki kalın deri ceketi çıkardı ve yanından geçip gitmekte olan gencin omuzlarına bıraktı. Bir an önce oradan uzaklaşmak istermiş gibi bir hali olan genç adam, omuzlarına sanki kızgın demir ağırlıklar bırakılmış gibi kaçındı ceketten. Ve ceket, yer çekiminin eşsiz bir gösterisi olarak yere, buzlanmış çamurun içine düştü.
   Yaşlı adam gencin bu halini daha bir garipseyerek ceketi yerden aldı. Tekrar gence uzattı. ‘’ Bunu al genç dostum’’ dedi. ‘’ Baksana havaya, buz kesmiş! Benim sabaha kadar ona ihtiyacım olmayacak, sen al giy onu. Sabah gelirken getirirsin.. ‘’
   Yalnızca ‘’ Te-teşekkürler ‘’ dedi genç adam.
   Sonra da arkasını döndü ve sisin içinde hızlıca kayboldu.